E-Mail adresim çok önemli sorularınız olmadıkça eklemeyin system-hacer@hotmail.com

Anita Brookner Hayatı Türkçe

7/10/2008 · Kategori: Kitap Ozetleri

   Romancı ve sanat tarihçisi ,Dr Anita Brookner'i , 16 Tem'ce 1928 Londra'da ilgilendirildin. O, Londra'da Sanat'ın Londra, ve Courtauld Enstitü'sünde kralın Yüksek okulunda çalıştı. O, Paris'te çalışan üç yılı harcadı diği gibi bir postgraduate , ve Fransız sanat eighteenth- ve on dokuzuncu-yüzyılı nerede ihtisas yaptığı , konferansı Okuma Üniversitesinde sanatta ve Courtauld Enstitü'sü geçti. O a ilk olarak kadın adlandırıldığını oldu Slade Profesör'ündüğü gibi 1967'de Cambridge Üniversite Üniversitesinde Sanat'ın.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dede Korkut Hikayeleri

6/10/2008 · Kategori: Kitap Ozetleri

           Dede Korkut'un anlattığı söylenen öykülerin tümü on iki tanedir. Bugünkü Azerbaycan coğrafyasında yaşayan Oğuz Türkleri'nin yaşamlarını konu edinir bu öyküler. Türkler'in geleneksel yaşamları, kendi aralarındaki ve dışarıya karşı verdikleri mücadeleler anlatılıyor. Destan ve masal öğelerine sıkça yer veriliyor. Ben şimdi içinden bir hikaye anlatacam:
  
       BOĞAÇ HAN'IN ÖYKÜSÜ

    Kam Gan oğlu Han Bayındır bir şenlik düzenlemiştir demiştirki '' Oğlu kızı olmayanları kara otoğa yerleştirin. altına kara keçe döşeyin önüne kara keçi eti ve kara keçi sütü koyun yerse iyi yemezse bırakın gitsin. Kızı olanlarıda kızıl otağa koyun kızıl keçi eti ve sütü verin altına kızıl keçe döşeyin, oğlu olanları ak otağa otutturun herşeyin ak olanından verin.'' demiş Oğuz hanlar bir bir gelmiş Dirsa Han adında bir adam benim suçum ney beni niye kara otoğa koyuyorsunuz dime sordu. Bayındır han''
ALLAH sevmemiş çocuk vermemiş ALLAH'ın sevmediği adamı biz niye aramıza alalım.'' dedi. Dirse han çok üzüldü bunun üzerine Dirse Han için dua ettiler bir oğlu oldu. Çocuk 15 yaşına ulaştı bir gün arkadaşlarıyla oynarken zincirlerle zaptedilen boğa Boğaç ve arkadaşlarına doğru ilerliyordu arkadaşları korkudan tüydü, Boğaç ise korkudan hareket bile etmiyordu boğanın alnına yümrünü gömdüğü gibi boğa geriye tepti  sonra boğaya bir yumruk daha salladı boğa bayıldı başını kesip arenaya götürdü ilk defa kan döktüğü için buna Boğaç ismini verdiler Boğacı bu cesaretinden ve gücünden dolayı Bayın hanın yardımcısı yaptılar bunu kıskanan 40 kılıçlı askerler Boğaçı ve babasını ava çağırdılar. Boğaçın babasına oğlun ak sakallı dedelere küfür ediyor kadınların namusunu kirletiyor dedi ve avlanırken seni öldürecek ondan önce sen onu öldürmeli ve namusunu temizlemelisin dedi  adam oğlunu avlanırken okla vurdu ardına annesi buldu ve yanındaki kızlardan dağ çiçeği toplamalarını istedi dağ çiçeği işe yaradı yaralar iyileşti 40 kılıçlı asker Boğaçın iyileştiğini duyunca babası görürse gider Bayın Hana neler olduğunu söyler Bayındır han kellemizi uçurur diye düşünerekten Boğaçın babasını kaçırıp kafirlere götürüyorlardı annesi bu olanları öğrendi Boğaç kılıcını okunu aldı kendisine iftira atan herkezi öldürdü babası söylenenlere inandığı için çok üzüldü ama sonra barıştılar, şenlikler flan düzenlendi Boğaç ve ailesi mutlu bir şekilde yaşadılar.


                                                                  ::::::BİTTİ::::::            

        Yayınlayan:Kare Yayınları

        Kitabın Adı:
Dede Korkut Hikayeleri
 
        Yazarı:

         Dizgi:
Şükran Coşkun

         Baskı Tarihi:
İSTANBUL 2006

         Yayına Hazırlayan:
Cemal Şener

         Kapak:
Mat Yapım

         Baskı-Cilt:
Barış Matbaası


            

                      



 
    

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

YILKI ATI ÖZET

6/4/2008 · Kategori: Kitap Ozetleri

YILKI ATI ÖZET:


(1. Bölümün Özeti)


Kitap İbrahim adlı köylünün hayalleri ve yakınmalarıyla başlıyor. İbrahim; çok zengin olduğunu, arsalar aldığını, diğer köylülerin gözünde büyük bir yeri olduğunu, kervansaraylar yaptırdığını ve insanların bu kervansaraylarda dinlenmek için seve seve kaldıklarını hayal ediyor. Bir yandan da havaya, çeşmeye, insanlara söyleniyor.


(2. Bölümün Özeti)


Daha sonra İbrahim evine gidiyor. Karısına ve kızına bağırıp çağırdıktan sonra Dorukısrak adlı atını yılkıya göndermek istediğini oğullarına söylüyor. Mustafa ve Hasan Dorukısrağı alıp tepeye götürüyorlar ve kısrağı orada bırakıyorlar. Ancak kısrak köye geri dönüyor. Ahır kapısına yaslanıyor ama kapıyı açamıyor. Bu yüzden geceyi bir evin otluğunda geçiriyor. Sabah tekrar ahıra gidiyor, kapıyı açmayı deniyor ama kapı açılmıyor. Tam o sırada İbrahim’in karısı kapıyı açınca Dorukısrağı karşısında görüyor. İbrahim kısrağı içeri almıyor, oğullarıyla tekrar tepeye yollatıyor. Kısrak tekrar köye dönüyor. Ahırın kapısına yaslanıyor ama kapı açılmıyor. İbrahim kısrağı görüyor ve köye geldiği için ona dayak atıyor. Kısrak geceyi yine bir evin otluğunda geçiriyor, İbrahim onu dövdü diye çok hırslanıyor. Yazar daha sonra Dorukısrağın hikayesini anlatıyor: Dorukısrak belirsiz bir babanın çocuğu oluyor. Oluyor olmasına ama köyün en güçlü, en hızlı atı da oluyor. Yarışlarda ödüller kazanıyor; bazıları kısrağı satın almak istiyor ama İbrahim satmıyor. Doru 12 yaşındayken Al tay doğuyor. Gün geçtikçe kısrak yoruluyor, güçsüzleşiyor. Böylelikle İbrahim ona bir koşum atıymış gibi muamele ediyor. Yani İbrahim işine geldiği bir durumda attan FAYDALANIYOR; işine gelmeyince onu unutuveriyor.


(3. Bölümün Özeti)


Kaşifinoğlu’nun Devrik köyünde bir işi çıkıyor. Tombak Emmi Kaşifinoğlu’na Devrik’e Doru ile gitmesini söylüyor. Kaşifinoğlu kısrağı alıp köye gidiyor. Kısrağı da geri yolluyor. Kısrak köye döndüğünde yağmur yağıyor. Kapıyı açmayı tekrar deniyor ama nafile... Köylüler kısrağa acıyorlar, yardım etmek istiyorlar ama İbrahim’den çekiniyorlar. Doru İbrahim’den nefret ettiği için artık köyde kalmak istemiyor ve dolaşmaya başlıyor. Çok yalnız olduğunu hissediyor ve acı acı kişniyor. Bir anda cevap alıyor, başka bir at da ona kişniyor. Bu atın adı da Çılkır Kırat. Çılkır ve Doru çok mutlu oluyorlar.


(4. Bölümün Özeti


Çılkır, Doru ile birlikte Demirkır Aygır’ın yanına gidiyor. Demirkır bedeni ile gücü temsil ediyor. Çılkır’ın zulümlü hayatı anlatılıyor. Doru ve Çılkır birlikteler ve yalnızlıklarını unutuyorlar. Doru mutluluğundan İbrahim’i bağışlıyor. Çılkır ve Demirkır Doru için kavga ediyorlar. Çılkır yaralanıyor. Daha sonra Demirkır; Çılkır’a acıyor, Doru’yu da küçümsüyor. Tüm atlar kışa karşı mücadele veriyorlar. Aniden kurtlar geliyor, ancak Demirkır kurtları yeniyor. Kurt yediği çiftenin etkisiyle yorgun düşüyor ve ölüyor.


(5. Bölümün Özeti)


İbrahim’in karısı yine Doru’yu düşünüyor. İbrahim ise yaptıklarının usul olduğunu söylüyor ve karısının düşüncelerine karşı çıkıyor. Herkes İbrahim’e kısrağı yılkıya yolladığı için çok kızıyor.


(6. Bölümün Özeti)


Tüm atlar kışın etkisiyle aç kalıyorlar, yorgun düşüyorlar ve sağlıklarını kaybediyorlar. Atlar yılkının hayatın bir parçası olduğunu kabullenmiş duruma geliyorlar. Doru çok durgunlaşıyor; cansız, sağlıksız ve kendinde değil. Çılkır Doru’nun bu haline çok üzülüyor. Doru bir gün dolaşırken tekerlek izleri görüyor. Eski anıları; güçten düşünce nasıl da arabaya koşulduğunu hatırlıyor. Bu anılar ona güç veriyor ve kısrak köye iniyor. Ahır kapısına başıyla vuruyor, vuruyor... ama kapı asla açılmıyor. O da her zamanki evin otluğuna gidiyor. Köylüler kısrağın harap olmuş halini görünce eti senin, kemiği benim diye paylaşıyorlar atı. Ancak Hıdır Emmi, kısrağa bakmayı istediği için kısrağı o alıyor ve ahırına koyuyor.


(7. Bölümün Özeti)


Tepede kurtlar yine beliriyorlar. Kurtlar bu kez çok hırslanıyorlar ve Çılkır’a saldırıyorlar. Çılkır ölüyor ve Aygır üzüntüsünü gizleyemiyor.


(8. Bölümün Özeti)


Bu arada Doru köyde bayağı iyileşiyor. Güneşli bir günde Hıdır Emmi kısrağı salıyor ve herkes Hıdır Emmi’ye övgüler yağdırıyor. Doru tepeye gidiyor ancak Kısrağı Çılkır değil Demirkır karşılıyor. Kısrak Çılkır’ı bulamıyor ve yine yalnız kaldığı düşüncesine kapılıyor. Çünkü eşi olarak benimsediği kırat artık yanında değil.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

EZOP MASALLARI (ÖZET)

6/4/2008 · Kategori: Kitap Ozetleri

EZOP    MASALLARI    (ÖZET)

 

 

Kral aslan zamanla iyice yaşlanmış avlanamaz yemek yiyemez olmuş. Komşusu tilki sık sık aslanın ziyaretine gelirmiş. Aslan, bir gün tilkiye yalvar yakar olmuş:

‘Canım öylesine geyik yemek istiyor ki...’ Demiş.

‘Hiç anlatamam. Hadi git, ormandaki geyiği kandır getir bana, bir güzel yiyeyim.’

Tilki neyapsın? Bir yandan kral, bir yandan kapı duvar komşusu. Ormanda geyiği arayıp bulmuş.

‘Aslan seni istiyor, hadi gel,’ Demiş.

‘Ya, geleyim de beni yesin, değil mi? Gelmem,’ Demiş geyik.

Tilki:

‘Yahu, sen gel,’ Demiş. ‘Mesele bildiğin gibi değil. Allah Allah, elbet bir bildiğimiz var ki, sana gel diyoruz. Ne yani, ben senin düşmanın mıyım?’

‘Yok, değilsin ama’ demiş geyik, duraklamış.

Tilki sağına soluna bakınmış: bir dinleyen, bir gören var mı diye çevresini süzmüş:

‘Sana bir şey diyeyim mi?’ demiş yavaşça. ‘Aslan son anlarını yaşıyor. Ha öldüm ha ölüyorum, öyle. Tek tasası, ‘Öldükten sonra yerime kimi geçireyim, kimi kral yapayımdır’. Kurdu tutmuyor, salağın biri diye. Deve desen, neresi doğru ki, kral olsun diyor. Kuşları sevmiyor. Fili gebeşten sayıyor, ne desen, kimi söylesen bir kulp takıyor hepsine. Sonunda ağzındaki baklayı çıkardı: ‘Geyik olsun,’ dedi. Ben de kalktım, sana söylemeye geldim. Şimdi kralın yanına gideriz konuşursunuz, kendi ağzınla da duyarsın.

Geyikte etekler tutuşmuş, sevinçten uçmaya başlamış. Hemen tilkinin yanına katılıp aslanın inine gitmişler. Aslan, gelenleri duyunca, bir köşeye sinmiş, beklemiş. Geyik içeriye girer girmez aslan pençesini geyiğin kulanın ardına doğru sadece bir defa sallaya bilmiş. İkinci defaya zaman kalmadan geyik hemen kaçmış. Tilki demiş ki ‘Ne yaptığını sanıyorsun geyiği elinden kaçırdın iyimi yaptın yani.’ Demiş. Aslan hadi git geyiği geri getir demiş ilk önce tilki mırıldanmış ama sonra hemen ormana geyiğin yanına gitmiş. Tabi adı üstünde Tilki kurnazlık yeteneğini kullanmış: niçin kaçtın sen sana krallıkla ilgili bilgiler verecekti demiş krallını göstermek için kulağının arkasına bir çizik attı dedi. Geyik yine inandı yalancı tilkiye ve hemen gittiler aslanın inine sonrasında aslan yedi geyiği kalmadı tilkiye bir şey geyiğin sonu ölüm oldu.

 

2. Bölüm

 

 

Tilki günlerden bir gün kuyuya tepesi üstü düşmüş. Nasıl olmuş da düşmüş, orası belli değil. Düşmüş işte! Hoplamış zıplamış, bir türlü çıkamamış kuyudan. O sırada oralardan bir keçi beyi geçiyormuş. Dili damağı kuruduğundan, ‘Hah, işte bir kuyu buldum. Varayım kana kana bir su içeyim, içimin yanıklığı sönsün,’ Demiş.

Kuyundan bakınca ne görsün? İçinde bir tilki, gözleri gün vurmuş cam yakınlığında par par yukarı bakıyor mu? Keçi beyi çok şaşırmış:

‘Ne yapıyorsun sen orda tilki kardeş?’ diye sorar

Tilki bu, hiç bozuntuya verir mi?

 

Su içiyorum da,’ demiş

‘Ben de susadım. Güzel mi bu kuyunun suyu bari?’

Tilki bir ballandırmış bir ballandırmış suyu, suyu pekmez etmiş :D

‘durduğunda kabahat,’ Demiş. ‘Hop de gel aşağıya, doya doya iç. Tadına er bu güzel suyun.’

Ağzı susuzluktan köpürmüş keçi beyi, budur demiş koyuvermiş kendini kuyudan aşağıya. Şapur Şupur şapur kuyunun suyundan içmiş, bir güzel kanmış. Sonra da sormuş tilkiye:

‘Şimdi nasıl çıkacağız bu kuyudan bakalım?’

‘A, çok kolay,’ demiş tilki. ‘Sen dikel ayaklarını yukarı doğru bende çıkayım.’ Demiş Tilki. Keçi beyi tilkini dediğini yapmış. Tilki bir zıplayışla kendini kuyudan kurtarmış, sonrada kaçmış gitmiş. Keçi:

‘Nedir yani senin bu yaptığın, doğru bir şey mi arkadaşlığa sığar mı?’ Demiş. Tilki yeniden kuyunun başına gelip aşağıya sarkıp:

‘Sen aklını ekmek peynirle yemişsin ey keçi beyi,’ demiş. ‘Yüz paralık aklın olsaydı, nasıl çıkacağını kurmadan kuyuya atlamazdın. Beni kınayacağına sen asıl kendini kına.’

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (10) Yorum yaz!

Değirmenimden Mektuplar (Özet)

6/4/2008 · Kategori: Kitap Ozetleri

                           DEĞİRMENİMDEN MEKTUPLAR (Özet)

 

       Geçenlerde bana gelen bir mektup çok dokundu bu mektubu sizinle de paylaşmak isterim. Kimden mi geldi? Fifreci var ya işte ondan, ya canım şu bizim yaşlı fifreci.

       Bu köyün etrafını saran baya bir değirmen var. Bu köyde değirmencilik çok işlek, insanlar her sabah içi buğday dolu çuvalları eşeklerine, katırlarına yükleyip değirmenlerin yollarını tutarlar. Aralarında Cornell Usta diye bir adam var işini çok sever işi onun için bir sanattır çırakların deh, çüş deyişi bile onun için bir mutluluktur. Her şey güzel giderken bu köye bir fabrika açılır. Tüm değirmencilerin içlerini kurutur çünkü fabrika un fabrikası Cornell Usta bunu duyunca deliye döner köyün içinde bir oraya bir buraya koşar, ama nafile yapacak hiç bir şey yok. Vatandaşa : ‘Fabrika malından almayın oradaki unlar buharla yapılıyor, buhar şeytan işidir. Benim malım ise poyrazla ve rüzgârla yapılır, Poyraz ve rüzgâr ise ALLAH’HIN nefesidir.’ Diyor ve değirmenin kurtarmak için çok da güzel sözlerdi bunlar ama kulak asan kim? Artık değirmenlerin pervaneleri dönmez oldu. Belediye bu haberi duyunca harabeleri yıktırdı yerine zeytin ve asma ağaçları diktirdi. Cornell Usta bu sinirle değirmenine geri döndü kudurmuş bir şekilde orada yaşadı hiç kimseyle konuşmuyor, görüşmüyor ve 10 yaşındaki yetim torununu bile yanına almıyordu. Torunu da zeytin ağaçlarının diplerini eşeliyor köyde ve tarlalardan mal alıyordu. Cornell Usta’nın değirmeninin pervanesi hala dönüyordu ama boşa dönüyordu. Cornell Usta sırtına çuvalları yüklemiş köyün içinden bir yerlere gidiyordu bir adam surdu: ‘‘Bu çuvalla nereye gidiyorsun Cornell Usta.’’dedi Cornell Usta: ‘‘Şiş sakın kimseye söyleme dış ticaret yapıyorum’’dedi. Cornell Usta gibi eskiden bu işi sanat olarak yapan bir adam onun ziyarete geldi. Cornell Usta içeride yoktu kapıda açıktı içeri girdi ve baktı üste unun yapıldığı yer, altta eski küçük bir yatak yanı dada içi çimento dolu çuvallar. Cornell Usta eve gelince ortalın karıştırıldığı gördü sırrının açığa çıktığını anlayınca çimento dolu çuvalların üstüne oturdu elleriyle yüzünü kapatarak ağlıyordu o sırada köy halkı elinde buğday çuvallarıyla Cornell Ustanın kapısına geldiler çuvalları değirmene taşıdılar fabrika kapandı değirmenler baştan yapıldı ve Cornell Ustada öldü

 

                                        ::::::::::BİTTİ::::::::::

 

Kitabın Adı: DEĞİRMENİMDEN MEKTUPLAR

 

Kitabın Yazarı:Alphonse Dauted

 

Kitabın Yayın Evi:Parıltı Yayıncılık

 

Hazırlayan:Ali Kemal


Sayfa Düzeni:Ramazan Demirtaş

 

Kapak Tasarım:Tuna Kutlu

 

Kapak Baskısı:Kilim Ofset

İç Baskısı:Kilim Matbaacılık

Baskı Tarihi:İstanbul, Eylül 2005      ISBN 975-6231-86-6

 

 

               PIRILTI YAYINCILIK

 

  Çatalçeşme Sok. Muhtar Aykın Han No: 19/1

                   Cağaloğlu/İSTANBUL

      Tel:(0212)  512 83 79 - 520 07 40

                     Fax (0212) 511 82 222

 

Arkadaşlar bu kadar emeğin ardına siteme bir yorum bırakmadan gitmeyin.. :D

 

Kitabı İndir

Kalıcı Bağlantı Yorum (62) Yorum yaz!